Taksi

Taksi ücretleri mesafe, yer ve seyahat süresine göre değişiyor. Hesaplamak için Taxi Fare Estimator kullanmak gerek. Melbourne (Victoria) için aratılacak.

Dört şirket var.

App’ları indirilip cep telefonundan çağrılabiliyor.

İstanbul’daki gibi her yere taksiyle gitme alışkanlığı burada çevremde kimsede yok diyebilirim.

Biz hatta arabayı da daha az kullanıp mümkünse her yere bisikletle gitmeyi tercih ediyoruz. Bisikletler trene yüklenebiliyor.

Bir de su taksisi var, Yarra ve Maribrynong nehirleri üzerinde götürüp getiriyor. Trafik olduğunda kullanılabilir. Southgate, Rod Laver Arena, Melbourne Park’tan kalkıyor. Özellikle büyük spor karşılaşmaları, organizasyonlar, konserler olduğunda yararlı. Haftanın yedi günü gece gündüz işliyor. Melbourne Water Taxis

 

miky Kart

Melbourne’e gelir gelmez toplu ulaşım kullanmak için edinilmesi gereken plastik kart.

Otobüs, tren, tramvaylarda geçiyor. Melbourne’ün dışında kalan Victoria’daki şehirlerden bazılarına da (Bendigo, Ballarat, Geelong, Taralgon, Seymour)  gidilebiliyor ve bu şehirlerdeki halk otobüslerinde de geçiyor. myki dolum kioskları veya bilet gişelerinden dolum yapılabiliyor.

Miky geçmeyen bir şehre seyahat edilecekse o zaman VLine bilet almak gerekiyor. (Southern Cross Station’dan)

Henüz VLine hiç kullanmadık. Arabaya benzin koyup gitmek, ailece Vline seyahat etmekten daha ucuz.

Eğer Victoria dışındaki eyaletlerden ya da yurt dışından gelip geçici süreliğine Melbourne’de kalınacaksa o zaman myki Explorer paketi de alınabilir. Bu paket Sea Life Akvaryum, Müzeler, Eureka Skydeck, Puffing Billy gibi turistik atraksiyonlara indirim sağlıyor.

miky kartla hangi otobüse, trene binip nerede inileceğini planlamak  için PTV Journey Planner app’ı yüklemek kolaylık  olur. Public Transport Victoria web sitesinden de yapılabilir.

Yarra Trams

Metro Trains

Havaalanından Geliş

Melbourne’de iki havaalanı var. Melbourne Tullamarine ve Avalon.

Tullamarine uluslararası havalimanı. Avalon, Jetstar şirketinin şehirlerarası uçuşları için kullanılıyor.

Melbourne Tullamarine’den Geliş:

Tullamarine, Wurundjeri halkı üyesi bir aborjinin adı. Orjinali Tullamareena. 1838’de aborjin mahkumlar için yapılmış ilk İngiliz hapishanesinden (goal) kaçıp, arkasından ateşe veriyor. Suçu da Hawthorn’da yerleşmiş John Gardiner adında bir bankerin koyunlarını çalmak. (Aborjinlerde dünyanın arsasına, hayvanına şahsi olarak sahip olmak yok. Arazinin çitle çevrilmesi onlara ters geliyor.)Bu kaçışın ardından, isyancının ismi bir havaalanı, bir muhit, bir de otoyola veriliyor. Ancak olay Hawthorn’da gerçekleşmesine rağmen neden isim kuzeyde bir muhite verilerek yaşatılıyor orasını bilmiyorum.

Uçağınız Melbourne Tullamarine indiğinde, oradan şehre geliş için seçenekler:

  • Skybus: Haftanın her günü her saat havavalanından şehirdeki Southern Cross Station’a expres hizmet veriyor. Terminal 1, 3 ve 4’te olmak üzere üç tane durağı var. Biletleri online alınıyor. Bileti cep telefonundan şöföre gösterebiliyorsunuz. Ya da havaalanındaki Skybus gişelerinden de alınabilir.
  • StarBus: Havaşın Melbourne versiyonu diyebiliriz. City’ye ve hatta çevre banliyölerine kadar getiriyor. Haftanın yedi günü sabah 6 akşam 6 arası her yirmi dakikada bir var. Bus Zone L’den kalkıyor.
  • Redspot: Araba kiralama. (Hatırlayalım, direksiyon sağda, trafik soldan akıyor.)
  • Taxi: Terminal 1’in önünden kalkıyor. Terminal 2 ve 3’ün arasında da var. Taxi’ye sizi gelip havaalanından almasını söylerseniz, şöför kısa süreli park yerine parkedip, bagaj teslimde bekliyor. Taxi ücretlerine Fare Estimator  sayfasından bakabilirsiniz.

Avalon’dan Geliş:

Melbourne’ün güney batısında Melbourne ile Geelong şehri arasındaki havaalanı. James Austin adlı İngiliz zamanında burasını çevirmiş, koyun, davar, sığır, at çifliği haline getirmiş. Çiftliğine de evini hatırlatsın diye Avalon adını vermiş. İngiltere Somerset’te her yıl hippilerin Glastonbury Festivalleri olur. Günlerce yenir, içilir, dans edilir. Orada bir de Avalon adacığı vardır. Keltçe bir isimdir. İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) 1952’de arazinin 1754 hektarını sadece 110 Sterlin’ciğe satın alıyor. İsmi değiştirmiyor. Ucuza gitmesinin sebebi, arazinin volkanik kayalar nedeniyle tarıma elverişli olmayışı. Bir sene içinde havaalanı yapılıp, daha sonra özelleştiriliyor.

  • Sita Coaches Airport Bus: Southern Cross Station’a getiriyor. Jetstar uçak yolcuları için.
  • Murrell Group’s Avalon Airport Shuttle: Avalon’a inip Geelong, Bellarine, Surf Coast tarafına gidecekler (yani Port Philip körfezinin batı yakası) için Torquay’e kadar gidiyor.
  • Taxi: 131 008 nolu telden yer ayırtabilirsiniz.

Gidelim Buralardan

Gitmek, bebekliğimi, çocukluğumu, gençliğimi şekillendiren bir sözcük.

Babam denizciydi, hep giderdi. İzinlerinde gelip, yine giderdi.

80’lerde ben çocuktum, sokakta ne olduğunu anlamıyordum. Okullarda askeri disiplinle Türk İslam sentezininin her hükümetle değişen kurgusal müfredatı ezberletiliyordu.

Lisede, arkadaşlarımdan bazıları gitmeye hazırlandılar, yurt dışında okuyacaklardı, yaşayacaklardı, maceranın peşinden gideceklerdi. Onlar eleştirel düşünceye ket vuran o zamanki sınav sistemi ÖSS ÖYS stresini yaşamadılar. Gittiler. (Bundan on onbeş sene sonra o sınavlar mumla aranacak, üniversitelere öğrenenden önce ceplerine sınav sorularının cevapları sıkıştırılanlar girecekti.)

Sonraki yıllarda, IT sektörü hızla ilerlerken, gelişmiş ülkeler bilgisayar mühendislerine, yetişmiş beyinlere çağrı yaparken, gidemeyenler de gitmek istedi. Dünyayı tanımak, yeni deneyimler için. Belki bazısı baskıdan kaçmak, daha “insanca” yaşamak için. Batı’ya açılmak isteyen ülkenin, Doğu etkisini taşıyan toplumunda sıkışmış hissettiğinden.

Kurduğum arkadaşlıklar tek tek dağıldı. Yakın dostluklar, yüz yüze yaptığımız konuşmalar, tutumlarımızın değiştiren etkileşimler, dünyanın farklı köşelerinden bilgi aktarımına dönüştü. Kaldığı yerden devam eden bir boşluk. Kanıksadık da bu durumu. Bilmem kim Amerika’da, bilmem kim Norveç’te, İsviçre’de, Almanya’da diye sanki hala yakınız gibi kendimizi kandırır olduk.

Mesela gençlik yıllarında Taksim’e giderdik, Istanbul’un sembolik mekanı. O zamanlar çiçek pasajında tabureler vardı. Sinemadan, tiyatrodan çıkan üniversite gençliği, iş yerinden çıkan yeni mezunlar meydanda buluşur, Arnavut kaldırımlı cadeden Galatasaray lisesinin önüne oradan Tünel’e yürürdü. Onbeş yıl içinde o mekan adeta bu güzel görüntüler bellekten silinmek istercesine, hunharca değiştirildi. Sinemalar yıkıldı, dükkanlar kapandı. Kitapçılar kebapçı oldu. Her şehrin kimliğini taşıyan meydanı vardır, İstanbul’un Taksim’i yok edildi. İçi boşatıldı.

Alpgiray Uğurlu’nun belgeselini paylaşmak istiyorum. Taksim’de, karlı güzel bir gün. İnsanlar, bizim gençliğimizin kış günlerinde birbirimizi beklerken, elimizi seyyar kestanecilerin kömürüne uzatıp ısınır, karnımızı tepsi midyesiyle doyururken olduğu gibi meydanda. Ama belgesel ilerledikçe birer birer eksiliyorlar. Fonda gerçek insanlar konuşuyor, neden gitmişler, ne ummuşlar, ne bulmuşlar.

 

 

Anzak Günü

Türkiye’de Çanakkale Savaşı denince 18 Mart akla gelir. 25 Nisan ise diğer milletlerin Gelibolu’ya kara çıkarmasının yapıldığı tarih olarak anılır. Uluslararası törenler Gelibolu’da bu tarihte düzenlenir. Anma sembolleri kırmızı gelinciktir. 25 Nisan Avustralya’da milli tatil ilan edilir. Anıtlara gelincik bırakılır.  Bazıları gerçek çiçek değil, elde tığla örülmüş kırmızı yapma çiçektir.

ANZAC (Australian New Zeland Army Corps) Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu anlamına gelir.

Avustralyalılar 1915’te savaşan askerlerin ülkelerinin özgürlüğü için gittiğine inanır ve Anzak günü konusunda çok hassastır. İçlerinden biri çıkıp da ”Bizim yaptığımızın bağımsızlıkla bir ilgisi yoktu biz o toprakları işgal ettik sonra da yenildik,” derse çok alınırlar. ”Bugünlere gelebilelim diye o askerler canlarını verdi,” derler.

ANZAC torunlarına ayrı bir önem verilmektedir. Anma törenlerine davet edilirler. Geçenlerde adını savaş listesine bizim oturduğumuz bölgeden gönüllü yazdıranların soyadlarını inceledim. İçlerinden 16 yaşında olup yaşını büyülterek savaşa giden çocuk-gençler vardı. Nasıl bir hikayesi olabilir bu çocuğun, nasıl bir ailesi varmış ki başka topraklarda, kendisiyle ilgisiz bir savaşa gönüllü olmuş diye düşündüm. Yirminci yüzyıldan alamadığımız insanlık dersleri olmalı.

Savaşa giden anneler arkadan oğullarına kurabiye göndermişler. Uzun yolda dayansın diye içine yumurta konmazmış. Anne kurabiyesi tarifi: Anzac Biscuits 

Bu savaşla ilgili  Russel Crowe’un, Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan’la paylaştığı The Water Diviner adlı  filmden bir sahne aklıma geliyor. Filmde oğullarını savaşa gitmesine izin verdiği için kocasını asla affetmeyen kadın intihar eder. Baba Joshua (Russel Crowe) da oğullarının izinin peşine düşer. Amacı en azından kalıntılarını bulup getirip annelerinin yanına gömmektir. Türkiye’ye gelir, oradan Gelibolu savaşına gelir. Komutan Hasan (Yılmaz Erdoğan) Joshua’ya yardım etmeye karar verir çünkü o buralara kadar gelen tek babadır. (He is the only father who came looking.) Joshua olayı kendi gözleriyle görür. Cem Yılmaz Joshua’nın suratına bakar ve der ki, Don’t invade a country if you don’t know where it is. Nerede olduğunu bilmediğin ülkeyi işgal etme. Bu sözü İngilizlerin hem Galipoli hem de Avustralya kıtasının işgaline gönderme olarak alabiliriz.

Russel Crowe bu bir çıkarma mıydı, işgal miydi konusunu Avustralya’da da gündeme getirdi. Tartışmalar yapıldı. Bunun artık konuşulması gerekiyor, o bir işgaldi, dedi ve insanlar tepki gösterdi. Daha doğrusu gençler evet işgaldi diyor, yaşlılar gerekmeseydi o topraklara girmezdik, o yüzden işgal değildi diyor. Bazıları da biz girmedik, İngilizler girdi, biz İngilizlerin yanında mecburen gönderilmiştik diyor. Tarihi gerçekler kimin tarafından baktığına göre değişir mi, işte onunla ilgili bir video:

 

O yüzden diyalog çok önemli. Karşılıklı her tarafın görüşünü, acısını dinlemek, anlamak ve ona göre bir çıkarımda bulunmak gerekiyor. Çünkü tarih kurgulanabilir bir şey.

 

 

 

 

457 Vizesi Kaldırılıyor

Australia hükümeti 457 nolu vizeyi kaldırdığını onun yerine TSS – Temporary Skills Shortage vizesi getirdiğini açıkladı. Buna göre işler daha sıkılaşacak ve aradıkları kalifiye özellikler artacak.

 

Lake Daylesford

Daylesford ve Macedon Ranges, Melbourne’ün kuzeybatısına doğru doğal kaplıcıları, tarihi kasabalar, spa’lar, butik şarapevleri ile ünlü güzel bir bölgesi. Buraya daha çok ruhu dinlendirmek, hem doğa hem sanatla iç içe olmak için gidilir.

Biz de geçen Pazar çocuklarla birlikte Daylesford’da göl kenarına gittik. Paskalya tatiliydi ve hava güneşliydi.

Bazen insan hiç tahmin etmediği hayal kırıklıkları yaşayabiliyor. Böyle durumlarda biraz güzellikler görmek, kendi içine dönmek ihtiyacı hissedebiliyor.

Sonbahar.  Bakır, altın, alev, menekşe, kiremit rengi yapraklar, bir bir yere dökülmüş göl kenarındaki patikaların üzerini örtmüş, ışıkları gölün suyunun üzerine yansımış, görüntüsü gerçeğinden ayırdedilemeyecek denli net. Tam anlamıyla büyülendim. İnsanlar deniz bisikleti ile suyun üzerinde gezinti yapıyorlar, göle bakan bir terasta ”afternoon tea” dedikleri çaylarını yudumlayıp reçel ve krema ile servis edilen pofuduk tatlı ekmek, kurabiye arası scones’larını yiyorlar. Kimi çimlere piknik örtülerini yaymış, iki üç çeşit dip sos, kraker ve meyve ile boylu boyunca uzanmış piknik yapıyor. Bir yandan güneşleniyor.

Ben çocuklarla yürüyüş yapmayı seviyorum. Önemli olan her duyuyu harekete geçirmek. Hafif  rüzgarın kokusu, etrafta cıvıl cıvıl kuş sesleri, ayağımızın bastığı yarı nemli toprak, kıyıdan yiyecek bulmaya gelen ördekler, etrafı keşfe çıkanlar ve taytlarını giyip koşanlar…

Güneş etkisini azaltınca hava soğur gibi oldu ve canımız sıcak bir şeyler içmek istedi. Tatil döneminde cafe’ler saat üçe kadar çalışıyor. Biz gittiğimizde kapanmıştı. İyi ki de böyle olmuş, biraz çevreye bakınınca Bookbarn adında kafe – ikinci el kitapçı buldum. Beş dolara muhteşem kitaplar aldım. Bookbarn’ın facebook sayfasında bölgeden resimler görebilirsiniz.

Dönüş yoluna çıktığımızda Daylesford dükkanlarına da biraz bakmak istiyorduk ancak artık kapanmaya başlamışlardı, duramadık. Yerli esnafta hediyelikler, antika eşya, el sanatları, porselen bulunabiliyor. Hatta arabayla geçerken Anatolia Kilim dükkanı da gördüm. Wombat Hill Botanical Gardens içinden arabayla geçerek  Melbourne’e geri döndük.